Taşımalı Eğitimin Başarı Durağı

Yeşilliklerin içinde, ağaçların arasından birer birer görünen bacası dumanlı evler... Kenarından sakin bir dere geçiyor.  Veya toprağın ana bağrında kerpiçten evler. Dört bir yanı tarla, her bir karışı emek kokuyor. Evet, köylerden bahsediyorum. Yaşıtlarıma yabancı gelecek, büyüklerimin anılarını canlandıracak köylerden. Kargaşadan uzak, kendi halinde olan, herkesin birbirini tanıdığı köyler…  Böyle anlatırken ne güzel değil mi?

 

Artık köy denilince akla tatil köyleri geliyor. Daha doğrusu köy havası verilmeye çalışılan oteller diyelim. Orada olduğu gibi elimizde kameralarımız, Çiftlik hayvanlarını sevdiğimiz yerler değil. Aksine emeğimizin karşılığını alabilmek için azimle çalıştığımız yerler. Köyler güzel ama bir o kadar da zor. Köylerdeki tüm hayat orda yaşayanların elinde. Ağır sorumlulukları var herkesin. Toprağı canlandırmak, hayvanlara bakmak, çocuklarla ilgilenmek gibi birçok iş orda yaşayanların omuzlarında. Her şey saat gibi tıkır tıkır işlemek zorunda ve belirli öncelikler var. Mesela hayvanların bakımını yapmadan bağını bahçeni düzenlemeden dinlenemezsin. "Bugün çalışmasam, kendime vakit ayırsam." düşüncesi köyde yaşayanlar için uzak bir hayal sadece. Bu yoğun tempodan en çok etkilenenler de şüphesiz çocuklar.  Öyle zamanlar oluyor ki; çocukların bile ağır sorumlulukları oluyor. Birçok işe koşup ucundan tutarak da olsa ailelerinin yükünü hafifletmek istiyorlar. Onlarla tarlalara gidiyor, ev işlerine yardım ediyorlar.

       

Ben de böyle bir köyde büyüdüm. Benim yaşadığım köyde sadece 15 ev var. İlçeye 30 kilometre uzaklıkta herkesin kendi işiyle meşgul olduğu küçük bir köy. Kapatılmış bir okul ve sağlık ocağı var. Öğrenciler sekiz yıldır taşımalı sistemle eğitim görüyor. Taşımalı eğitim bizim için bir kurtarıcı oldu. Bundan önce okul çağına geldiğimiz zaman işler zorlaşıyordu. Aileler çocukların okumasını istiyorsa ya yurda veriyorlardı ya da ilçede bir ev tutup çocuğun bakımını üstlenebilecek birilerini yanına yerleştiriyorlardı. Bulunduğumuz bölgede hayvancılık yaygın olduğu için tamamen taşınma söz konusu olamıyordu. Hiçbir aile de yaşları küçük çocukları yurda vermek istemiyordu.

       

Ben eğitim hayatımın ilk dört yılını ailemden ayrı geçirmek zorunda kaldım. Ağabeyim ve ben babaannemin yanında bize tutulan evde kalıyorduk. O süreçte ailenin önemini çok iyi anladım. Bir gün, her zaman olduğu gibi, babaannem bize kahvaltı hazırlamak için uyanmıştı. Ama bir sorun vardı, bizi uyandırmaya gelmemişti. Biz çoktan uyanıp mutfağa gitmeye karar vermiştik. Zaten evimiz tek odalıydı. Kapıyı açınca kısacık koridordan mutfağı görebiliyorduk. O gün kapıyı hiç açmamış olmayı dilerdim. Ama açtım. Babaannem boylu boyunca yerde yatıyordu. Evde sadece 6. sınıfa giden ağabeyim, 4.sınıfa giden ben ve yerde öylece yatan babaannem vardı. El kadar çocuklardık anlayacağınız. Ailemize haber vermek için telefonumuz bile yoktu. Zaten olsa da köyde telefonlar zor çekiyordu. Komşuya koşmamızı hatırlıyorum. O anki korkumuza ve çaresizliğimize rağmen bizi okula hazırlayıp göndermelerini unutamıyorum. Ailemin yanında olmayı en çok istediğim zamanlardan birisiydi. Babaannemin vefatından sonra köye taşınmak zorunda kaldık. Köy o zamanlar çok farklı bir ortam gibi geliyordu bana. Arkadaşlarımdan uzakta ailemin yanındaydım. Bir şekilde köylüler toplandı ve taşımalı sistem talebinde bulundular. O zamanlar imkansız gözüyle bakılıyordu ama talep çok olunca imkansızlıklar aşıldı.

 

O zaman anladım köyden gelip giderek okumanın zorluklarını. Sabah daha erken kalkmam gerekiyordu. Akşam zaten yorgun oluyordum. Ben şanslıydım en azından, ailem beni yoracak hiçbir işte çalıştırmazdı. Ama diğer arkadaşlarım için aynısını diyemezdim. Onlar okuldan sonra da köy işlerinde çalışmak zorunda kalıyorlardı. Yorgunluklarını hissedebiliyordum.

Benim için en zor şey dışlanmışlık hissi oldu. İlçeden gelen arkadaşlarım artık bana farklı bir gözle bakıyorlardı. Beni ve köydeki arkadaşlarımı küçümsüyorlardı. Oysa Atatürk: "Köylü milletin efendisidir. " dememiş miydi? Anlayamıyordum ve ister istemez üzülüyordum. Bazı öğretmenlerimiz tarafından da hissediyordum bu durumu. Sanki her şeyin en iyisini ilçedeki öğrenciler yapabilirmiş gibi davranılıyordu. Bize yeterince fırsat verilmiyordu. Mesela gösteriler yapılıyor genellikle ilçeden gelen öğrenciler görevlendiriliyordu. Veya hafta sonu planlar yapılıyor biz köyde olduğumuz için katılmıyorduk. Yeterince ilgi görmüyorduk ve bu bizi olumsuz etkiliyordu. Kendimize duvarlar örüyorduk. "Biz köylüyüz, anlamayız, yapamayız." psikolojisine bile giriyorduk zaman zaman.

       

Ben ilk kez bir kibrit çöpünün yanıp sönmesi gibi umutların da yanıp söndüğünü köydeki arkadaşlarımda gördüm. Bizden bir yaş büyük bir arkadaşım vardı. Orta okulu bitirip liseyi okumadı. Liseye devam etmesi için onu ikna etmeye çalıştım ama derslerinin kötü olduğunu gitmeye değmeyeceğini söylüyordu. Umudu yoktu kendinden. Ama biz her sabah okula giderken arkamızdan bakardı. Üzgün ve umutsuz bakışları hâlâ gözümün önünde. Şimdilerde evli. Okulda olduğum için onun düğününe gidemedim. Benim üniversite hayallerim varken onun çeyiz hazırlıkları vardı. Bizde bir söz vardır: " Ya hocaya ya kocaya!" Okursan okula, hocaya gidersin; okumazsan evlenip kocaya gidersin. Arkadaşım bu sözdeki seçimini yaptı ama keşke okusaydım da dedi. Bununla birlikte birçok arkadaşım da okul hayatına erkenden son verdi. Hiçbirinin isteyerek yaptığını düşünmüyorum. Öyle olsaydı okulu bırakan arkadaşım kitaplarıma gözlerinde aniden parıldayan ve aniden sönen bir hevesle bakmazdı. Alıp okumaya çalışmazdı.

       

Bir ortamdan uzaklaşınca oradaki kötü olan şeylerin de ortamı terk ettiğini düşünüyor insan. Ben liseye geçince köyde kötü gördüğüm şeylerin de yok olduğunu sanmıştım. Ama değişen pek bir şey olmamış. Hayal kurmayı unutmuş, hedef koymayı bilmeyen köy çocukları yetiştirilmeye devam edilmiş. Belki tüm çocuklar için geçerlidir. Bu tatilde köyüme gidip gözlemleme ve dinleme fırsatı buldum. Dışlanmışlık çocukları o kadar geriye itmiş ki, bir çocuğu okula gitmek yerine hayvan bakmayı isteyecek duruma getirmiş. Merak edip ilerde ne olacaksın diye sorduğumda doğru düzgün cevaplar alamadım. Mesela bir çocuk: " Liseyi bitirip askere gideceğim sonra da sigaraya başlayacağım." deyince şaşırdım ve üzüldüm. Fark ettim ki çocuklar çevrelerinde ne görüyorsa onu benimsiyor ve örnek alıyor. İsterdim ki öğretmenlerini örnek alsınlar. Ama bunun olabilmesi için sevgiye ihtiyaç duyarız. Anlaşılmak ve ilgi görmek isteriz. Ama sanırım bunlarda yetersiz kalıyoruz.

       

Taraflı davrandığımı düşünmenizi istemem. Öğretmenleri katı ve ilgisiz insanlar olarak tanıtmış gibi oldum. Ama eminim ki onlar da bu durumun farkında değil. Geleceğin meşalesi olan insanlar yıldızların parlaklığını gizliyor. Öğrencilerde bir sorun vardır belki diyeceksiniz ama onu da düşünerek gözlemler yaptım. Mesela köyümüze genç bir imam atandı. Çocukların hem okul dersleriyle hem de Kur'an dersleriyle yakından ilgilendi. Onlarla oyunlar oynadı ve şefkat gösterdi. Çocukların bazıları imam olmak istiyor artık. Hiç yoktan iyidir. Hevesle ödevlerini yapıp imamın yanına koşuyorlar. Birazcık ilgi ve fedakarlık her şeyi değiştirebilir.

Böyle birçok köy var ve çocuklara yeni hayaller aşılamak amacımız olmalı. Sonuçta büyük yangınlar da bir kıvılcımla başlar. Cehaleti yakmak bizim elimizde.

Merve Güler

İLETİŞİM

KÖY OKULLARI DEĞİŞİM AĞI DERNEĞİ
bilgi@kodegisim.org

0216 343 73 43

KÖY OKULLARI DEĞİŞİM AĞI DERNEĞİ
bilgi@kodegisim.org

0216 343 73 43

Fatura ve Kargo Gönderim Adresimiz


Murat Reis Mah. Gazi Cad. No:79 Bağlarbaşı/Üsküdar İSTANBUL

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey LinkedIn Icon